Perspektifler

Küresel Perspektifler dediğimizde ne kast ediyoruz? Ulusal, yerel, ailesel, kişisel ve genel anlamda (çevre) dediğimiz çok geniş alanı kapsayan tüm saydıklarımız bakış açımızı nasıl etkiliyor? Dünya meseleleri, deneyimler, temaslarımız, okumalar ve saymakla bitmeyecek birçok unsur. Çoğullukla temas içindeyiz, belki bazılarımız için bu temas sınırlıyken bazılarımız için de fazlasıyla kuvvetli. Zayıflıyor, güçleniyor, değişiyor ve dönüşüyor.

Peki perspektiflerimizi insanlık için kullanabilir miyiz? Birbirleriyle çarpışan yaklaşımları basit bir rasyonellik veya sonuç indirgemesinden öte yaşadığımız dünyaya yönelik duygularımızı, hakkaniyeti, sorumluluğumuzu ve merakımızı kapsayacak şekilde (samimiyetle) nasıl göğüsleriz?

Cambridge müfredatı, “Küresel Perspektifler” alanını tanımlarken “iş birliği, eleştirel düşünme, problem çözme, bağımsız araştırma, iletişim, özdeğerlendirme/yansıtma, yenilikçilik ve yaratıcı düşünme” olarak bu alanı kategorilere ayırmış ve öğrencilerin yaş aralığına göre bir skala oluşturmuş.

Söylemek zor olsa da sayılanların hepsi, başlıca çok zorlandığımız alanlar. Kazanım olarak adlandırdıkları bu becerileri, erken yaşta edinmenin fazlasıyla değerli olduğunu gün geçtikçe anlıyoruz.

Bu perspektif(ler) bir öğrencinin veya bir kişinin yazmış olduğum yazıya yönelik değerlendirmesinde de görülebilir. Öğrenci, Cambridge müfredatına karşı argümanlar geliştirebilir, bu kabulü sorgulayan (geçmiş, günümüz ve geleceği) kapsayan bir araştırma yapabilir.

Argümanlarını destekleyecek unsurları; müfredatın “konuları” nasıl ele aldığı; güç ilişkileri, hiyerarşiler, kültür, dil, sömürgecilik arasındaki bağları bulma, karşılaştırma, belki kendi ön kabulünü yıkma-bozma ve yeni şeyler öğrenme gibi çok aşamalı bir süreçten geçirebilir ancak bunu nasıl ifade edecek?

“Bu böyledir” diyen keskin bir dünya karşısında neler yapabilir? Birbirimizi anlayabilir miyiz ve bu anlama, kendini ifade etmenin önüne nasıl geçmez, eyleme gücümüzü nasıl engellemez? Kendi keskinliğimizi nasıl görebiliriz? Çok zorlayıcı olduğunu kabul ediyorum ama içten bir şekilde bunun önemli bir beceri olduğunu söylemek istiyorum.

Yaşamdan Misaller

Bunu bir haber derlemesi/analiz örneğiyle ele almayı plandım bu yazıyı yazarken. Derlemenin temel derdi, “savaş suçları, sivil kayıplar ve insanlık.” Haberin bize bir perspektif sunduğunu görüyoruz. Bilinçli bir seçim ancak bu haberi yazma sorumluluğumuzdaki temel ilkeleri aşındırmamalı ya da aşındırdığı anda görebilmeli ve dönüp bir daha bakabilmeli.

Derlemede, uluslararası basın ajanslarından, medya kuruluşlarının basın organlarına kadar çeşitli kurumlardan kaynaklara referans veriliyor. Ulusal basın, haberleri buralardan takip ediyor, dünyanın dört bir yanından muhabirler çalışıyor.

Ekonomik ilişkiler yapısı ve bağlantılar var; her kurumu ilgilendiriyor ama konu medya olunca bu ilişkinin “düşünce dünyasına” yansıdığını, o yansımadan bize döndüğünü ve farklılaştığını görüyoruz. Dünya, ülkeler, siyaset, toplum, menfaatler karşısında nelerin farkındayız?

Uluslararası alanda hakim olan belli başlı ajanslar var, çoğu eğer bir adlandırma yapacaksak (Batı merkezli) bunun nedeni hem sermaye gücüyle birlikte gelen teknolojik üstünlük hem de ifade özgürlüğünün kendine yer bulabilmesi ve bunu deneyimle birleştirebilmek, alan açabilmek gibi unsurlarla ilgili olduğunu az çok biliyoruz. Aynı zamanda çeşitli kültürlerden ve arka plandan gelen çok sayıda gazetecinin çalıştığı yerler olduğu için, haberlerin yazı dilinde de farklılaşmayı izleyebiliyoruz.

O nedenle “Batı merkezli” vurgusunu sürekli yapmak kendi içinde bir risk barındırıyor ama bu gerçekliği göz ardı etmek demek değil elbette. Ulusal basında başlıca kaynaklar var ama çeşitliliğin olmayışı, sınırlılık fazlasıyla hissediliyor özellikle Türkiye’nin iç siyaset gündeminde ya da Türkiye’nin dış politikasına ait bir konunun ele alınış veya “alınamayış” biçimlerinde bunu görebiliyoruz. Ajans haberlerinde daha yetkin bir dilin olduğu, dışa açılan bir profil var ve deneyim daha hissediliyor.

Eleştirel Düşünce

Bir habere bakarken; kaynak seçiminden, haber fotoğrafına, dili kullanma biçimlerinden, ikili kaynaklara başvurma, başvuramamaya, konuyla ilgili arka plan yetersizliğine kadar uzanan çok geniş bir yelpaze var. Yazarken kullandığınız kelimelerle açığa çıkan bir şeylerin varlığından bahsediyoruz; enerji, jeopolitik terimler, ekonomi, askeri terimler, silah endüstrisi, teknoloji, ticaret hepsi birbiriyle çarpışıyor ve çoğu zaman “insanlığı” yalnız bırakıyor Bağlantı kurabildiği zaman görevini yerine getirebiliyor.

Zaman baskısı altında çok sınırlı bir yazma ve anlama (dil bariyerinin de etkisiyle) pratiği var. Bu nedenle de anlayamadığımız bir şeyi yazmak çok zorlayıcı. Yanlış bilgilerin bazen başlıkların gölgesinde bazen de başlığın kendisinde belirdiğini görüyoruz. Mükemmel olmak mümkün değil ama haber dediğimiz alanın sorumluluğu yüksek.

Örneğin, Reuters haber ajansından gelen bir haber var diyelim, “Gazze  Sivil Savunma Ekipleri” deniliyor haberde bu Filistin’in (Mahmud Abbas) merkezi yönetimine bağlı olan kol mu yoksa Hamas’a bağlı mı? Bu tip sorular çok fazla (en anlaşılabilir olanıyla örneklendirmek ve samimi bir yerden) ele almak istedim.

Kişisel olarak düşündüğüm, “sivil” vurgusu burada çok önemliydi çünkü ekibin insani niteliğine dikkat çekmek istiyorum dilimi kurarken. Bölgede ikili bir yönetim vardı, şimdi durum çok daha farklı. (Bakın durumu açıklayamıyorum çünkü bilgim bu konuda yetersiz, araştırarak da yetersiz kalıyor, uzman desteği gerekiyor).

Sorun, kelimelerin durumu açıklayacak gücünün kalmamasında da olabilir. O nedenle, Filistin Sivil Savunması’nın kolu olarak (bilinen) demeyi seçtim ve belki bu haber için bunu düşünmek şu noktada asıl mesele olmayabilir.

Ajansın dediğini de kabul edebilirdim ama içime sinmiyor, okuyucuya açık gelmediğini hissediyorum. Ben daha anlamadıysam nasıl yazılacak bu haber? Tüm bunları bilirsek belki daha iyi bir analiz yapabiliriz. Örneğin “Getty Images” adlı uluslararası bir fotoğraf ajansından bir resim aldım bu yazının görselini seçerken. Ücretli bir resim ancak ücret ödemeden kullandım ama kaynak belirttim: “Grant Fait”e ait. İçinde bulunduğum durum, tam tamına “insaflarına kalmak, tüm bunları anlatmak için bunu yaptım dersem işin içinden çıkabilir miyim? “Adil kullanım” değerine sarılıyorum.

— Aslıhan Atalar