Güncel: Savaş Suçları, İhlaller ve İnsanlık
- Filistin
Reuters, Filistin Sivil Savunması’nın kolu olarak bilinen Gazze Sivil Savunma Ekiplerinden referansla, Gazze’de İsrail saldırısı sonucunda hasar görerek çöken yedi katlı binadan içlerinde altısı çocuk en az 21 kişinin hayatını kaybettiğini, 14 kişininse yaralandığını geçtiğimiz günlerde belirtmişti. Güncel olarak 45 kişinin yaralandığı biliniyor.
BBC’nin görgü tanıklarına başvurduğu detaylı haberde, İsrail’in bir yıldan uzun bir süre önce gerçekleştirdiği hava saldırısında binanın hasar aldığı ve ardından “tehlikeli” bir şekilde yana yattığı belirtildi. Reuters, “Gazze genelinde İsrail hava saldırıları sonucunda hasar gören yaklaşık 2.000 binada, on binlerce Filistinlinin yaşadığını” vurguluyor.
Çeşitli haber kaynaklarını incelediğimizde: Al Jazeera, TRT World, Associated Press ve BBC’de uzlaşılan ortak nokta, insanların sığınacak yeri olmadığı için kendilerini bu hayati riskin içinde bulması. Seçeneksizlik, yardımların bölgeye ulaşamaması, yardım çadırlarının durumu ve insanların, “insanca yaşam” hakkının elinden alınmış olması.
AP haber kaynağına konuşan ve ailesiyle birlikte hasarlı binada yaşayan Alam Zakout, “İnsanları bu yerlerde yaşamaya mecbur bırakan şey, burası dışında başka bir barınak olmaması. Yani ortada ne çadır var ne de temel ihtiyaç malzemeleri. Hadi siz söyleyin, nereye gidebilirim ki? Bu evden başka hiçbir şeyim yok.” ifadelerini kullanıyor.
Haber kaynaklarının, başvurduğu kişilere baktığımızda farklılaşma var. Örneğin AP, İsrail yönetimine bağlı olan ve hakkında yeterli bilgiye sahip olamadığımız “bölgede yardımları denetleme” görevini üstlenen COGAT birimiyle konuşuyor ve birim, İsrail yönetiminin sürekli söylediği argümanı, haber kaynağına iletiyor, “terörist altyapıyı güçlendirmek” dedikleri ve Hamas ile ilişkilendirdikleri, “çadırlarda kullanılan bazı bileşenlerin” bunun için kullanılabileceği haberde yer buluyor.
Bu söylemin ne anlama geldiği, kanıtlanabilirliğinin kamuoyuna sunulması, bölgede COGAT dışında hangi yardım denetleme kuruluşlarının olduğu, hangilerinin birlikte çalışabildiği ve yardım kuruluşlarının bağımsızlığı gibi sorular radara giriyor. Yardım denetleme kuruluşu ne demektir? Ne tip görevler üstlenir?
Bunlar yaşanırken Reuters, İsrail yönetiminin, uluslararası hukuk tarafından (yasa dışı) olarak kabul edilen “yerleşim planı adı verdikleri” Batı Şeria’nın E1 bölgesi olarak bildiğimiz (işgal altındaki topraklarda) konut inşaatı için ihale sayısının 1.234’ten, 3.401’e çıktığını belirtti.
Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham kabine toplantısında bu yerleşim planına (herhangi bir şekilde) destek sağlayan, ticari bir ilişki içerisine giren kuruluşlara yönelik yaptırım uygulanacağını ve bunun hem uluslararası hukuk açısından hem de itibar açısından yüzleşilecek ciddi sonuçlar doğuracağını açıklamıştı.
Birleşik Krallık Başkanlık Ofisi, içlerinde: Fransa, Almanya, İtalya, Avrupa Komisyonu, Hollanda, Kanada, Norveç, Avustralya, Yeni Zelanda, İsveç, Belçika, İspanya, Avusturya, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Finlandiya, İzlanda, Litvanya, Malta, Danimarka, İrlanda ve Slovakya’nın olduğu ortak bir basın bildirisi paylaştı.
Burnham, kabinede “eylem” vurgusuna dikkat çekmişti. Liderliğin böyle zamanlarda ortaya çıktığını ve “insanların yerlerinden edildiği” bir durumda, pozisyonunu “adaletten” yana kullanacağını söyledi.
Basında çıkan haberler sonrasında, ihalelerin hangi inşaat firmaları tarafından alındığı —en küçüğünden, büyüğüne kadar— hangi ticari faaliyetler aracılığıyla (bu plana) dolaylı, dolaysız destek verildiği sorusu ön plana çıktı. 2020 yılında haberleri taradığımızda, konuyu ele alan çeşitli yazıları görüyoruz ancak güncel listeye yönelik doğrulamaya henüz ulaşamıyoruz.
New York Times, yakın bir zamanda ABD Başkanı Donald Trump’ın onayladığı, İsrail’e gönderilecek askeri mühimmat satışının “en büyüğü” olduğu öne sürülen “silah paketini” yazdı. AA’da yer alan haberde paketin içinde yer alan “bombaların” tartışmalı niteliğine teknik bilgilerle birlikte yer verildi.
ABD’de Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında “silah ve bomba satışının” iç politikada da tartışmalara yol açtığı uzun süredir biliniyor.
- Sanat ve Siyaset
Haberlerin yansımalarını, İngiliz Şarkıcı Ed Sheeran’ın ABD, New Jersey’de gerçekleşen turnesinden “Özgür Filistin” yorumu nedeniyle çıkartılan Amerikalı Rap Sanatçısı Macklemore üzerinden okuyoruz. Ed Sheeran bu kararı kendisinin almadığını, organizatörler tarafından verildiğini söylerken, kendisine yöneltilen tepkiler de aynı ölçüde büyümüştü, turnenin finansörleri, markalar ve sponsorluklar gündeme geldi.
Finansörlerden biri, 7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın, sivillere yönelik yaptığı terör saldırısının gündeme gelmemesini eleştirdi. Karşı tezler “antisemitizm” çerçevesinde şekillendi. Sanatçı, kendisine yöneltilen suçlamaları kesin bir dille reddederken, bu tezin İsrail hükümeti tarafından, “Gazze’deki soykırımın hesap verilebilirliğinden” kaçınmak için kullanıldığını vurguladı.
Söylemlerinin, Yahudi halkına yönelik bir ayrımcılık içermediğini, aksine verdiği mesajın tüm insanlık için olduğunu ve turneden elde ettiği geliri, Filistinli yardım kuruşlarına bağışlayacağını söylemişti.
BBC’nin yer verdiği haberde, “Sheeran’ın müzik geçmişini diyalog kanallarını açık tutmak, müziğini, “çeşitliliği kutlamak” üzerine kurduğu ve durumu düzeltmek için temaslarda bulunduğunu ancak başarısızlıkla sonuçlandığını” ifade ettiği açıklamaları yer buldu.
- Açıklamalar
Sheeran, “müziğini siyasi alandan uzak tuttuğunu” vurgularken; yaşananlardan dolayı üzüntüsünü dile getirdi. 19 Eylül tarihinde, Philadelphia’daki konserinde, Gazze’deki durumun felaket niteliğine değinirken; 7 Ekim saldırılarına da yer verdi. Özgür bir dünyada, sanatçıların bu şekilde haksızlığa uğramaması gerektiğini ve verdiği kararların kendisi için de zor olduğunu ancak “hatalar yaptığını” duygusal bir şekilde dile getirdi.
Turneden ayrılan birçok sanatçı da Macklemore’un turneden çıkarılmasının “haksızlık” olduğunu ve “ezilenler için ses çıkartma” vurgusunu yinelediler. Macklemore, sosyal medya hesabında, taraf olmanın bedeli olduğunu ancak “ezen ve ezilen arasında tarafsız bir konum olmadığının” altını çizdi.
Gazze’deki sokak sanatçılarıysa, şarkıcının Filistin bayrağına sarılmış bir şekilde duvar resmini yaptı. Konuyla ilgili BBC Dünya Servisi, tarafları ele alan bir podcast serisinde değerlendirmeler yaptı.
Bir taraftan NAZA belgeseli gündeme geldi, AA, “Gazze’de sivil katliamı belgeleyen itirafları, İsrail ordusunun reddettiğini” yazdı. France 24, AFP’den referansla verdiği haberde, Gazze’de sivillerin “yapay zeka destekli” öldürülmesini konu olan belgeselin, Venedik Film Festivali’nde özel jüri ödülü kazandığını belirtti.
- İran
Birleşmiş Milletler bünyesindeki “Bağımsız Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonu”nun hazırladığı raporda, İran’ın Şecere-i Tayyibe İlkokulu’na 28 Şubat 2026 tarihinde, 120’si çocuklar olmak üzere içlerinde öğretmenlerin de bulunduğu en az 156 kişinin yaşamını yitirdiği saldırı vardı.
Bir diğeri de Lamerd Spor Salonu saldırısıydı. 21 kişinin hayatını kaybettiği sivillere yönelik olan bu saldırıların “savaş suçu olabileceğine” dair “gerekçelerin” olduğu belirtildi.
ABD yönetimi bu saldırının kasıtlı olmadığını ve soruşturma aşamasında olduğunu söylerken, BBC Türkçe’de yer alan ve okula ziyareti kapsayan bir araştırma haberinde, “okulun İran Devrim Muhafızlarına ait bir yerleşkenin hemen yanında bulunduğu” belirtilmişti.
Guardian’da geçen güncel haberdeyse rapora referans verildi: “ABD, sivil bir nesneyi vurma riskinin oldukça yüksek olduğunun farkında olarak ve bu olasılığı göz ardı ederek okul binasına yönelik saldırıları” gerçekleştirdiği ifadesi yer aldı.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi, 17 Eylül’de paylaştığı basın açıklamasında, İran’da sivillerin, “aşırı devlet baskısı ile ABD ve İsrail ile yaşanan yıkıcı çatışmalardan kaynaklanan ihlaller” arasında sıkışmış durumda olduğunu vurguladı.
Ülke genelinde, güvenlik güçleri tarafından, (içlerinde iki yaşında) çocukların da bulunduğu en az 221 çocuğun öldürüldüğü ve ağır insan hakları ihlallerinin bölgede hüküm sürdüğü detaylı bir şekilde raporda yer verildi.
- Ukrayna
Ukrayna’nın Nikopol bölgesine yakın bir çevrede gerçekleşen Rusya’nın bir yolcu otobüsüne yönelik “insansız hava aracı” saldırısında, 5 kişinin hayatını kaybettiği ve en az 7 kişinin yaralandığı geçtiğimiz günlerde basına yansımıştı.
Aynı gün içinde, Ukrayna’nın güneyindeki bir yolcu trenine gerçekleşen saldırıysa Polonya sınırına yakın Kovel şehrinde meydana geldi. Seyir halinde olan trenin, “lokomotif kısmının” vurulduğu ancak sivil kaybın yaşanmadığı biliniyor.
Eski İngiltere/Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’ın, Avrupalı güvenlik heyetiyle birlikte bulunduğu diplomatik trenin de saldırıdan “hemen önce” bölgeden ayrıldığı haberlerde geniş analizlerle yer aldı. Rusya’nın korkutma stratejileri, sivil yaşama yönelik ihlalleri ve suikast çerçevesinde kınandı.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, sivillerin yaşamını kaybettiği otobüs saldırısını “vahşet” olarak nitelendirirken, saldırının “hiçbir gerekçesi bulunmadığını” vurguladı. Saldırının lojistik ve enerji olmak üzere, Ukrayna’nın kritik kaynaklarına yönelik olduğunu belirtti.
DW ve Ukrainska Prada’nın haberlerinde de belirttiği gibi, sürecin öncesinde Ukrayna’nın 14-15 Eylül tarihlerinde, Moskova’nın enerji, petrol ve silah fabrikasına “insansız hava araçlarıyla” saldırdığı biliniyor.
- Cinsel Şiddet
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana, onlarca sivilin yaşamını yitirdiği süreçte, uluslararası basında haberlerin artmış olduğunu gözlemliyoruz. Yeni ortaklıklar, anlaşmalar, NATO ile ilgili haberler gibi çeşitlendirebileceğimiz bir artış var. Bu haberlerin arasında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin yayımladığı güncel raporda “cinsel şiddetin” savaşın bir diğer yüzü olduğuna yönelik kanıtların olduğu vurgulanan vakalar var:
OHCHR tarafından doğrulanan bu vakaların büyük bir kısmı —yüzde 89’u— Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri, Federal Ceza İnfaz Servisi (FSIN) ve Federal Güvenlik Servisi (FSB) mensupları da dahil olmak üzere Rusya Federasyonu yetkililerine atfedilmektedir. Doğrulanan vakaların yüzde 11’i ise: Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, Devlet Ceza İnfaz Servisi ve Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) mensupları dahil olmak üzere Ukrayna yetkililerine atfedilmektedir.
Tüm bunlar basında yer bulurken, Beyaz Saray’ın, “Lindsey O. Graham Sanctioning Russia and Iran Act of 2026” olarak adlandırdığı, ABD’de, Rusya’dan petrol ve doğalgaz alıcılarına yönelik yaptırımı “onaylanan yasa tasarısı” gündeme geldi.
- Yaptırımlar ve Arayışlar
Adını geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey O. Graham’dan alan yaptırımları BBC, “Rus petrolünün ve doğalgazının en büyük beş alıcısına (en önemlileri Çin ve Hindistan) olmak üzere (yüzde yüze) varan oranlarda gümrük vergisini onaylayan yasa tasarısı” olarak ele aldı. Trump’a geniş yetkiler veren yasa, İran’ın “enerji ve silah sektörlerini” de kapsıyor.
AA’da yer alan bir diğer haberdeyse, Fransa Başbakanı Emmanuel Macron’un Rusya’nın “hibrit” saldırına karşı “güvenliğin güçlendireceği” açıklamaları vardı. Açıklama, dünya siyaset sahnesinde de “yapay zekâ”nın toplantıların baş gündemine oturduğu bir dönemde, geçen hafta gündeme geldi.
- Yemen
Al Jazeeara, Yemen’de İran’a bağlı Husiler ve Suudi Arabistan destekli hükümetin “vekâlet savaşı” arasında kalan “binlerce kişinin” Doğu Afrika, Cibuti’ye “riskli deniz yolculuğunu göze alarak” gittiğini yazdı. Haberde, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği’nin açıklamasına yer verildi ve 100 binden fazla insanın yerinden edildiğini ve insanların güvenlik arayışı içinde olduğu vurgulandı.
Bölgede Husilerin saldırılarının artışıyla birlikte uluslararası basındaki haberlerde artış gözlemliyoruz. Uluslararası basında Husilerin Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a yönelik saldırıları yer buldu, “Mekke’ye yönelik saldırı” başlıkları da kullanıldı ancak Husiler, Mekke’nin hedef alınmadığını söyledi. Türkiye dahil, ülkelerden kınama mesajları geldi. Türkiye’nin taraf olduğu, Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzalanan ve görüş ayrılıklarına neden olan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” gündeme geldi.
Guardian’ın podcast serisinde, Husilerin kim olduğu, ilerleyişinin ne anlama geldiği, Babülmendep Boğazı, Suudi Arabistan’ın yardım talepleri ve insanların güvenlik arayışları konu başlıkları arasındaydı.